• Genel

Berlin ve MV seçimleri: Sosyal sorunlar belirleyici olmaya devam ediyor

Fotoğraf: Yalçın Baykul

20 Eylül’de Mecklenburg-Vorpommern (MV) ve Berlin’de yapılan seçimler sosyal hakların budanmasına karşı biriken tepkinin sonucu olarak seçmenler kendi çıkarları doğrultusunda, uygun fiyatlı konut ve sosyal alanlara yapılacak yatırımlar lehine oy kullandı.

Her iki seçimde de açıkça görülen şudur: Sosyal sorunlar, seçim sonuçlarını belirleyen temel unsurlardan biri olmaya devam ediyor. Bu seçimler, daha önce Saksonya-Anhalt’ta ortaya çıkan tabloyu da doğrulamaktadır. Rekor düzeylere ulaşan seçimlere katılım oranına rağmen, iktidardaki partiler sosyal kesintilere dayalı politikalarının bedelini oy kayıplarıyla ödemiştir. Daha önce sandığa gitmeme şeklinde kendisini gösteren protesto, bu sefer hükümet partileri cezalandırma yönünde oy verme şeklinde gerçekleşti.

Seçim öncesinde ve sonrasında DIE LINKE’ye (Sol Parti) karşı yürütülen kampanya, bu gerçeği gizleyememektedir. DIE LINKE, Berlin’deki sosyal hareketlerle başarılı bir şekilde bağ kurmuş; konut krizi ve artan kiraları seçim kampanyasının merkezine taşımıştır. Bu durum bir kez daha göstermiştir ki sosyal sorunlar inandırıcı biçimde sahiplenildiğinde ve güçlü bir taban çalışması yürütüldüğünde, insanlar ilerici güçlere destek vermeye hazırdır.

Bu durum, sağcı ve aşırı sağcı güçlerin toplumsal sorunları insanlık düşmanı politikalarını meşrulaştırmak için suistimal ettiği bir dönemde özellikle önemlidir. Sosyal güvencesizlik ırkçılıkla açıklanamaz ve ırkçılıkla çözülemez. Konut yetersizliği, düşük ücretler ve toplumsal eşitsizlik karşısındaki yanıt; insanların yaşam koşullarını gerçekten iyileştiren bir politika olmalıdır.

İktidar partilerinin politikalarına yönelik tepki yalnızca oy kayıplarında değil, seçime katılımın artmasında da kendisini göstermektedir. Daha önce oy kullanmayan seçmenleri sandığa çekme konusunda DIE LINKE kadar başarılı olan başka bir parti olmamıştır. Bu nedenle DIE LINKE’ye yönelik bugün yürütülen karalama kampanyasının tesadüfi olmadığı daha da açıktır.

Bu kampanya aynı zamanda konut sorununu ve diğer sosyal meseleleri politik gündemin merkezine taşımak isteyen ve mevcut politikalardan çıkar sağlayan kesimlerin çıkarlarıyla çelişen bir politikaya da yöneliktir. Bunu sert şekilde kınıyoruz!

Berlin’de yaklaşık 1,7 milyon göçmen kökenli yaşamaktadır. Bunların yaklaşık 200 bini Türkiye kökenlidir. Göçmenler bugün hâlâ toplumsal sorunlardan orantısız biçimde etkilenmektedir: Konut sıkıntısı, düşük ücretli ve güvencesiz istihdam ile eğitim sistemindeki eşitsizlikler bunların başında gelmektedir. Bu sorunları merkeze alan ve çözmeyi hedefleyen bir politikayı olumlu karşılıyoruz.

Seçim sonrasında DIE LINKE’ye karşı yürütülen tartışmalar da ırkçı yaklaşımlar görülmektedir. Göçmenler, özellikle de Neukölln’de yaşayanlar, hiçbir ayrım gözetilmeksizin antisemitizmle suçlanmaktadır. Aynı zamanda DIE LINKE’ye verilen oyların antisemitik bir motivasyondan kaynaklandığı ileri sürülmektedir.

Bir grubu toptancı bir biçimde antisemitizmle suçlayanlar aşırı sağcı güçlerdir.

Mecklenburg-Vorpommern’de AfD’nin en güçlü parti haline gelmesi, CDU’nun baraj altında kalması ise daha belirgin bir eğilimi göstermektedir: Merz hükümetinin “reform” adı altında yürüttüğü planlar halk tarafından reddedilmekte; bu politikalara karşı çıkanlar ise destek kazanabilmektedir. SPD’nin başbakan adayı ve mevcut eyalet başbakanı Manuela Schwesig de ancak kendi partisinin de parçası olduğu federal hükümetin kemer sıkma politikalarına açıkça karşı çıktığında aradaki farkı kapatabilmiştir. CDU’nun ilk kez eyalet parlamentosuna girememesi de bunun açık bir göstergesidir.

Seçim sonuçlarının açıklanmasından yalnızca birkaç dakika sonra Federal Başbakan Friedrich Merz kameraların karşısına geçerek hükümetin “reform” planlarından geri adım atmayacağını açıkladı.

Federal hükümetin bugün uyguladığı ve planladığı kesintiler, aynı zamanda milyarlarca avronun silahlanmaya ve şirketlere aktarıldığı bir dönemde, halkın sırtından gerçekleştirilmektedir. Ve emekçiler buna karşı çıkmaktadır.

Açıktır ki, gerçek bir değişim ancak onu kendi ellerimize aldığımızda mümkün olacaktır. Sosyal protestoları, barış gösterilerini ve ırkçılık karşıtı mücadeleleri bir araya getirmeli, birlikte güçlendirmeli ve birbirleriyle buluşturmalıyız.

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF)
Yönetim Kurulu
24.09.2026